ıTUNES TÜRKİYE AÇILDI

iPod, iPhone ve iPad kullanıcısı olan müzikseverlerin uzun bir süredir beklediği müjdeli haber nihayet gerçeğe dönüştü ve Apple, iTunes’un Türkiye mağazasını bugün itibariyle açtı.

MODEL GRUBUNDA AYRILIK

Model grubu üyelerinden davulcu Aşkın Çolak, yaşanan müzikal fikir ayrılıkları nedeniyle bugünden itibaren Model grubuyla yollarını ayırdı.

AYDİLGE ROCKOZA RÖPORTAJI

Aydilge Rockoza ekibinin konuğu oldu.

TEOMAN HAYRANLARINA MÜJDE

Geçen sene albüm yapmayı bıraktığını bildiren Teoman, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamasıyla hayranlarına müjde verdi.

FLÖRT ROCKOZA RÖPORTAJI

Son olarak "Anadolu Beat" isimli albümleri ile dönüş yapan ve dinleyicileri ile buluşan Flört, Rockoza'nın konuğu oldu.

ROCKOZA DERGİ SAYI 2 YAYINDA

Rockoza Ailesi olarak online dergimizin 2.sayısını yayınladık..

1/18/2011

Feridun Düzağaç Biyografi



Feridun Düzağaç 10 Ekim 1968’de Adana’da doğdu; İlk kez 14 yıl önce Mersin’de bir grubun solisti olarak profesyonel müzik yaşanısına başladı. 1988’de aynı üniversitede ‘okuduğu’ dört arkadaşıyla kendi müziklerini üretmek ve kendi şarkılarını yazmak için TINI grubunu kurdu. 1990 yılında yine aynı üniversitedeki 13 amatör şair arkadaşıyla ‘ilk rüzgar’ adını verdikleri antolojik formatlı şiir kitabında yazdıklarını yayınladı. 1992 yılında Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. 5 yıllık paylaşımının anısına kaydettikleri TINI demosu 1994 Kasımında “Öğrenci İndirimi” adıyla Ada Müzik’ten yayınladı. 1995 Ocak ayında Sevgi Güryay’la hayatını birleştirdi. Aynı yılın Aralık ayında babası Salih Mete Düzağaç’ı trafik teröründe yitirdi. Askerde yazdığı şarkılarını topladığı “Beni Rahatta Dinleyin” albümünü 1997 Ocak ayında, İstanbul’da yazdığı şarkılardan oluşan ikinci solo albümünü “Köprüden Önce Son Çıkış”ı 1998 temmuzunda piyasaya sundu. 1999’un 2 Kasımında Tuya Naz isminde bir kız çocuğu oldu. 2000 yılında yayınlanan “Bülent Ortaçgil’e Saygı” albümüne onun Sevgi şarkısıyla konuk oldu. 33 ay sonra yine tamamen kendi şarkılarından oluşan “© Tüm Hakları Yalnızlığıma Aittir” albümü 2001 Mayıs’ında Universal – Neşe Müzik’ten çıktı. 2003 yılında ise "Orjinal Altyazılı" müzik marketlerde yerini aldı ve sanatçımız için bu bir dönüm noktasıydı artık herkez fd yi biliyordu en çok satan albümü olmuştu... 2004 ağustos ayında ara albüm olan "Uzun Uzun Feridun Düzağaç" isimli albümünü harbiye açıkhava tiyatrosu konserinde 4 albümden çeşitli şarkıları söyleyerek albüm haline getirdi... 2006 ocak ayında "Bir Devam Filmi - siyahbeyaz türkçe dublaj" albümüyle hayranlarını yanlız bırakmadı, albümde çok fazla kalbi kırık şarkısı olan üstad yine güzel şarkılarıyla ön plandaydı... 2008 ocak ayında "Uykusuza Masallar" albümüyle “Perdeleri çekilmiş sırça köşkünde neredeyse acı hüzün ve yalnızlığıyla beslenen bir şarkı yazarı“ tanımlamasına karşı durmaya çalışan daha gerçekçi daha basit, alaycı, gülmeyi hiç değilse gülümsemeyi başarmış şarkıları barındırıyor...

Özlem Tekin Biyografi



Türk Rock müziğinin asi kızı olarak tanınan Özlem Tekin 18 Kasım 1971 tarihinde California'da dünyaya geldi. Babası Prof. Dr. Talat Tekin'in Berkeley Üniversitesi'nde öğrenim görevlisi olması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı Amerika'da geçti. İlkokula başlamadan önce Türkiye'ye geldi. İlkokulu Ankara'da Fransızca eğitimi veren Tevfik Fikret Lisesinde okudu. Müziğe olan ilgisi çocuk yaşlarda gelişti. Bir süre piyano dersi olan Özlem Tekin, bu yeteneğini daha fazla geliştirmek isteyince Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı sınavlarına girerek Klarnet bölümünü kazandı. Müzik eğitimi devam ederken Ankara'da sahne çalışmalarına başladı. Yaz dönemlerinde Bodrum başta olmak üzere İngilizce pop, rock, metal, punk, caz tarzlarında müziklerle yazlık mekanlarda sahne aldı. Daha sonraları Lokomotif grubundan aldığı bir teklif üzerine İstanbul'a geldi. Kısa bir süre bu grupla çalıştı. Bir müddet sonra Volvox grubuna katıldı ve bu grupta Şebnem Ferah'la birlikte çalıştı.Volvox grubu ile birlikte Türkiye'de hiç denenmemiş sahne çalışmaları gerçekleştirdi. İlk sene Volvox grubunda akustik gitara olan merakından ötürü bu enstrumanı çalmayı öğrendi ve bu gitarla besteler yapmaya başladı. 1996 yılında ilk solo albümü "Kime Ne" yi çıkardı. O güne değin Türkiye'de çok fazla yaygın olmayan tarzı ile büyük yankı uyandırdı. Albümden ilk hit şarkı "Aşk herşeyi affeder mi?", müziğiyle beğeni toplarken içerdiği konu açısından tartışma programlarına konu oldu. Bu albümden ikinci klibini "Duvaksız gelin" isimli şarkıya çekti. Bu şarkı ise Türkiye'de özellikle köylerde yaşayan başlık parası ve zorla evlendirilmelere tepki niteliği taşırken Özlem Tekin'e gerçek anlamda popüler olmanın yollarını açtı. Aynı yılın yaz aylarına gelindiğinde ise Özlem Tekin'in albümünde bulunan en hareketli şarkılardan biri olan "Yar bana varmadı" kliplendirildi. Özlem Tekin'in ilk albümünden son klip çalışması ise sokak çocuklarının konu edildiği "Herkes şanslı doğmuyor" isimli şarkı için yapıldı. İlk albüm Özlem Tekin'e Türk rock müziğinde kariyer sağlarken Özlem Tekin ikinci albümün hazırlıklarına başladı. İki yıl süren çalışmalar sonucunda ikinci albüm "Öz" 1998'in baharında müzik piyasalarına sürüldü. Albüm piyasaya çıktığında herkes daha farklı bir Özlem Tekin'i karşılarında bulmuştu. Bu albümde müziğini daha sert bir tarza dönüştüren Özlem Tekin, "Bahar" isimli şarkıyla albüm çıkışını gerçekleştirdi. Bu albümden yaklaşık bir buçuk yıl sonra da üçüncü albümü "Laubali" yi piyasaya çıkardı. Üçüncü albümde Özlem Tekin'in bir önceki albümünün tam aksine tarzını biraz daha yumuşattığı ve pop'a dönüştürdüğü görüldü. Laubali albümün çıkış şarkısı olmakla birlikte ilk klip bu şarkıya çekildi. Uzun bir aradan sonra "Tek Başıma" albümüyle geri dönen Özlem Tekin, albümün adının "Tek Başıma" olmasının sebebinin albümdeki tüm şarkıları tek başına bir haftada yaptığından kaynaklandığını belirtiyor. Bu albüm için ortalarda görünmediği zamanda ABD'ye gittiğini ve heykel kursuna katıldığını olduğunu söyleyen Özlem Tekin bundan sonra albüm çıkarmayacağını ve yurt dışında yaşamaya başlayacağını dile getiriyor. Özlem Tekin daha sonra Türkiye ye geri dönüp sil baştan isimli dizide yer aldı. Mucizeler komedisindeki başarısıyla pek çok otoriteden tam not aldı. 5 mayıs 2005'te konserlerde beraber çaldıkları arkadaşlarından oluşan ve ''Ozz'' olarak adlandırdığı arkadaşlarıyla birlikte 5.albümü 109876543210'ı çıkardı. Albüm pek çok kişi tarafından müzikal anlamda en iyi Özlem Tekin albümü olarak değerlendiriliyor. Özlem Tekin bundan sonraki müzikal kariyerinde bir daha kendi ismiyle albüm yapmayacak, albümlerini grubunun adıyla çıkaracak. Albüm yapmama kararından bir kez daha vazgeçen Tekin, uzun zamandır birarada çalıştığı müzisyen arkadaşlarından oluşan OZZ grubu ile yollarını ayırdı.Orhan Şallıel yönetimindeki "İstanbul Symphony Project" ile çoğunlukla üniversiteleri içeren bir konser turnesi düzenledi.Özlem Tekin, 2007 yılının sonbahar aylarında iki yeni albümle birden geri dönmeyi planlıyor.Sonbaharda gelecek olan albümlerin biri eski Özlem tekin şarkılarının senfonik versiyonlarını içeren bir best of albüm niteliğinde olacak;diğer albüm ise yeni Özlem Tekin şarkılarını içerecek.Albümler için sürpriz bir gelişme de konser dvd'si gelmesi ihtimali!

Erkin Koray Biyografi



Elektro bağlamanın yaratıcısı, İlginç sentez adamı, Türk Rock müziğinin babası Erkin Koray, 24 Haziran 1941'de İstanbul'da dünyaya gelir. Enver beyle Vehice hanımın ilk oğludur. Annesi Vecihe Koray, Belediye Konservatuarında piyano öğretmeni olarak çalışıyordu ve müzisyen bir anneye sahip olmak, kendisinin ve kardeşi Korkut Koray'ın ufak yaşlarda müzikle tanışmalarında önemli rol oynadı. Bir başka deyişle Türk rock'ının üç devinden biri olan Erkin'de müziğe annesinin karnında başlamıştır. Klasik müzik evde tüm yaşamı biçimlendirir. 5 yaşında piyano dersi almaya başlar. Daha sonra gitara ilgi duyar. Gitarın daha canlı ve hareketli olması O'nun bu seçiminde önemli rol oynamış olabilir. Kardeşi Korkut'la beraber sıkı bir müzik eğitiminden geçerler. Annesinden almaya başladığı piyano dersleri ile müzikle ilgilenmeye başlayan Erkin Koray'ın rock'n'roll'a karşı olan yakın ilgisi, ortaöğrenimini gerçekleştirdiği Alman Lisesi sıralarındayken başlamıştır . Dönemim ünlü Rock'n Roll parçalarını arkadaşlarıyla birlikte çalmaya başlar. Bu dönem içinde Türkiye'de bu tarz müzik yapan ilk ve tek grup Deniz Harp Okulu Orkestrasıdır. Erkin Koray ve arkadaşları çalışmalarını amatörce sürdürürken karşılarına büyük bir fırsat çıkar. 1957 yılında Galatasaray Lisesinde bir konser verirler. Seyirciler arasında o zaman orta ikiye gitmekte olan Barış Manço da vardır. Erkin Koray ve arkadaşlarından çok etkilenen Manço, bir gün kendisinin de böyle konserler vereceğini hayal ederek müzik çalışmalarını sürdürür. Bu konser Erkin Koray'ın müzik hayatına start verir. Liseyi bitirince atom mühendisi olma gibi düşünceleri olan Koray'ın bir yandan da rock'n'roll tutkusu peşini bırakmıyordu. Sonunda müzik daha ağır bastı ve okulu bitirir bitirmez evi terkedip hayatını müzikten kazanmak üzere yola koyuldu. Bu dönemlerde Türkiye'de müzisyenlerin elinde gitar bulunması, hele bir de elektrogitar bulunabilmesi zor ve nadir rastlanan bir olaydı ve Erkin Koray bir şekilde eline geçen ilk gitarlarla kendi kendine çalışmaya başladı. 1960'ların ilk dönemlerinde Erkin Koray, aralarında davulda kardeşi Korkut Koray'ın da bulunduğu Erkin Koray ve Ritmcileri isimli grubuyla, kendisinin gitar çalıp söylediği ve rock'n'roll çaldığı bar ve klüp programları yapıyordu. Daha sonra kendisine gelen 45'lik doldurma teklifini kabul eden Koray, ilk 45'liği 'Bir Eylül Akşamı/It's So Long'u kaydeder. Bu plağın özellikle B yüzünde bulunan It's So Long'un, İngiltere'de Beatles'ın öncülük ettiği Beat müziği özelliklerini taşıması ve Beatles'ın ilk plağı 'Love Me Do' ile hemen hemen aynı tarihte piyasaya sürülmüş olması, yani Koray'ın bu tarzı Beatles'tan hiç bir şekilde etkilenmeden kendi içinden geldiği gibi ortaya çıkarmış olması bir hayli ilginçtir. Sıra askerliğe gelmiştir. Bu 45'likten sonra askere giden Erkin Koray Vatani görevini Eskişehir Hava Kuvvetleri Caz Orkestrasında yerine getirir. Bu dönemde türkülerimizi tanır ve bunları Batı müziği tınılarıyla yorumlamaya başlar. Askerden döndükten sonra bir süre daha İngilizce çalışmalarına ve klüp programlarına devam eder. Bu programların birine seyirci olarak gelmiş olan İstanbul Plak yetkililerince fark edilen Koray, 1967 yılında ülke çapında üne kavuşmasında büyük rol oynayan 'Kızları da Alın Askere' isimli 45'liğini yayımlar. Bu plakta çalan grup Erkin Koray Dörtlüsü grubuydu. Erkin Koray bu grupla başka çalışmalarda da bulunur; hatta 1968 yılında Altın Mikrofon yarışmasına girip dördüncülük alır. Bu dönemler ilerlerken Koray, uzun süreden beri saçına makas vurdurmadığı için Türkiye'ye göre o dönemler gayet marjinal gelen bu davranıştan ötürü oldukça tepki alıyordu. Sene 1970'e geldiğinde, çok daha ciddi anlamda rock ve özellikle Türkiye'ye göre son derece 'Underground' olarak adlandırılan bir müzik yaptıkları grup olan Yeraltı Dörtlüsü'nü kurar. Aslında Erkin Koray'ın bu grupla beraber çaldığı şarkılar dönemin popüler şarkı ve türkülerinin aranjmanlarından başka birşey değildi ama ne aranjman! Koray dönemin türkü, türk sanat müziği gibi eserlerini Underground tarzda yorumluyordu. Bunu yaparken grubuyla kiraladığı komün evlerinde batı rock müziği ve doğu müziği hakkında ciddi araştırmalar yapıyorlardı bu araştırmalar sonucu ortaya çıkan çalışmalarda bu iki kültürün müziğini sentezliyorlardı. Bunlara örnek olarak 1970 yılında aranjmanını yaptığı dönemin popüler Neşet Ertaş türküsü 'Kendim Ettim Kendim Buldum' (Bu parçanın aranjmanını aynı sene içerisinde Cem Karaca da yapmıştı), türk sanat müziği olarak 'Nihansın Dideden','Kıskanırım', 'İstemem', Anadolu Rock olarak 'Köprüden Geçti Gelin' verilebilir. Bu aranjmanların yanısıra, grubun tamamen kendilerine ait olan ve batının psychedelic rock grupları ile yarışacak nitelikte olan 'Meçhul', 'Gel Bak Ne Söyliycem', 'Gün Doğmuyor', 'İlahi Morluk' gibi çalışmaları da mevcuttur. Bu dönem Erkin için parlak bir dönemdir. Yapmacıksız , kendi yorumuna yeni motifler katarak yapar müziğini. Yaşam tarzına hippy felsefesini uygular. Yeraltı Dörtlüsü ile psychedelic rock yaparken yararlandıkları en büyük avantaj, batıdaki Pink Floyd, Grateful Dead gibi psychedelic rock gruplarından daha doğuda bir ülkede yaşamalarıydı. Dönemin Avrupalı çoğu rock müzisyeninin doğu mistisizmine ve de özellikle Hindistan'a merakı vardı ve bu merakı müziklerine de bol miktarda yansıtıyorladı. Bunun en önemli örneklerinden birisi Beatles'ın önce 'Norwegian Wood' adlı 45'liklerinde, daha sonra da 'Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band' albümlerinin 'Within You Without You' parçasında 'Sitar' kullanmasıydı. Sitar kökeni doğudan gelen bir enstrümandı ve bu enstrümanı İngiltere'de Beatles; Türkiye'de ise o dönemlerde Rock Müziği ile oldukça ilgili bir müzisyen olan 'Orhan Gencebay' kullanıyordu. O dönemlerde Erkin Koray ve Orhan Gencebay birbirlerinin müziklerinden ve fikirlerinden son derece etkilenmiş oldukça iyi iki arkadaştı ve bol miktarda fikir alışverişleri yapıyorlardı. Zaten Erkin Koray'ın 1974 ve sonrası doğu müziği etkilenimli çalışmaları da bu fikir alışverişlerinin meyvalarıydı. Supergroup'un yaptığı çalışmalardan özellikle 'Yağmur', o dönemlerde genelde Orhan Gencebay bestelerini yorumlayan Mine Koşan'ın da söylediği bir Vedat Yıldırımbora bestesiydi. Erkin Koray'ın ellerinde şahane bir psychedelic rock parçasına dönüşen bu aranjman, Orhan Gencebay tarzındaki besteler ile psychedelic rock'ın ne kadar uyumlu olduğunun en güzel örneklerinden birisidir. Bu parça listelerde büyük başarı kazanır. Fakat bu grupta uzun sürmez. Erkin Koray Supergroup 1972 yazına kadar çalışmalarını devam ettirdikten sonra maddi sıkıntılardan dolayı Yeraltı Dörtlüsü macerasını 1971'e kadar sürdüren Koray, 1971'de grubu dağıtıp John Lennon'la olan efsanevi görüşmesini gerçekleştirmek ve orada bir süre macera yaşamak amacıyla Fransa'ya gitti. Fransa dönüşünde yeni bir grup arayışına giren Koray, 70'lerdeki ikinci grubu 'Erkin Koray Supergroup'u kurdu. Bu grupla rock müzik piyasasına iki adet çok sağlam 45'lik kazandırdı. Grubun dağılmasından çok kısa bir süre sonra Koray, 'TER' adlı yeni bir grup kurdu. Erkin Koray bu grupla daha önce yapmadığı kadar underground çalışmalara yönelmek istiyordu. Bunu da bu grupla çıkarttığı 'Hor Görme Garibi' isimli 45'lik gayet iyi gösteriyordu. Bu plağın A yüzünde Erkin Koray, Orhan Gencebay'ın parçasını Heavy Metal'e yakın bir sertlikte yorumlamıştı. Fakat ne yazık ki yaşadığı ülkenin plak yapımcılarının underground müzik anlayışına pek de sıcak bakmamaları nedeniyle bu grupla başka plak yapamadı. TER grubu da dağıldıktan sonra 45'lik çıkarmadığı 'STOP!' isimli bir grup kuran Erkin Koray, daha sonra tamamen kendi adına çalışmalara girişti. Bunlardan ilki, enfes bir psychedelic rock şaheseri olan 'Mesafeler' isimli parçadır. Avrupa'da Alice Cooper ve David Bowie renkli yüz makyajlarıyla sahneye çıkmaya başlamıştır. Erkin de uygular bu modayı ve büyük ilgi görür. Bu çalışmadan sonra Erkin Koray uzun süreliğine yurtdışına gider. Erkin'nin müziği artık yeni bir boyut almaya başlamıştır. Orhan Gencebay'la olan beraberlik ve yıllardır ilgisini çeken Doğu mistizmi meyvesini vermeye başlamıştır. Ve Erkin Koray'ın icat ettiği 'Elektro bağlama' nın nağmeleri sarar ortalığı. Arabesk Erkin Koray'ın müziğinde yerini almaya başlamıştır. Bu sırada da felsefe gezilerine ara vermez. Yolculuk bu sefer Doğu mistizminin ve hippy felsefesinin kaynağınadır. Hindistan , Nepal , İran , Kuzey Afrika uğradığı yerlerdir. Yurtdışından döndükten sonra doğu etkilenimli çalışmalarına yer vermeye başlar. Bunlardan en önemlileri, hemen hemen bütün Türkiye'nin çok iyi bildiği 'Şaşkın', 'Arap Saçı', 'Fesuphanallah' gibi çalışmalardır. Bu dönemde bu tarz çalışmalara ağırlık vermesinin yanında 'Krallar', 'Hadi Hadi Oradan' gibi rock çalışmaları, hatta başlı başına rock parçalarından oluşan 'Elektronik Türküler' adında bir tane de LP yapan Koray, 1974-1977 yılları arasını böyle geçirdi. 1977 yılında,70'lerde Türkiye'de kurduğu son rock grubu olan 'Erkin Koray Tutkusu' isimli grubunu kurup, bu grupla aynı adı taşıyan bir rock LP'si çıkarttıktan sonra uzun süreler ortadan kayboldu Erkin Koray. Uzun bir süre yurtdışında yaşamak üzere Koray'ın Türkiye'yi terk etmesinin birçok nedeni vardı. Bunun en önemli nedeni, 70'lerin ikinci yarısında Türkiye'de cereyan etmiş politik gerginlikler ve bu gerginliklerin ülkeyi müzik yapılamayacak hale getirmesiydi. 12 Eylül Darbesinin haberini yurdışındayken alır. 1981 sonlarında yurda dönmeye karar verir. Bu dönemdeki Orhan Gencebay - Erkin Koray arabesk-pop çalışmaları Türkiye gerçeğini vurgular. Bu çalkantılı dönemde politikaya soyunmaya karar verir. Ama kıyısından döner. Yurtdışından döndükten sonra uzun bir süre tamamen solo çalışmalar yapan Erkin Koray'ın bu dönemdeki en ünlü çalışması şüphesiz 'Çöpçüler'dir. 90'larda zaman zaman çalışır, ama daha çok kızıyla ilgilenir. Israrla okula yollamaz. Sisteme tavrını birkezde burda koyar. Uzun süre İstanbul'a uğramayan Erkin Bodrum'da Estarabim adlı bir bar açar. Hem işletir, hemde şarkı söyler. Bu dönemde yayın hayatına başlayan binlerce özel radyo'da 'erkin koray klasikleri yayınlanmaktadır. Yeni nesil yeni seçim' dönemidir. Pop müziğinde patlamalar yaşanmaktadır. Bu dönemde piyasada o kadar çok pop müziği albümü ve sanatçısı vardır ki sanırsınız pop sanatçısı üretim çiftlikleri kurulmuş da adlarını bile bugün anımsıyamadığımız bu kişiler buralarda üretilip yeni seçimlerde bulunacak olan yeni nesil'in kullanımına sunuluyor. Bu patlamalar daha sonraki yıllarda 'Halk Müziği' Rock ve Nostalji olarak devam etmiştir. 1996 yılında tüm bu patlamaların ortasında uzun bir suskunluk dönemi sonrası 'Gün Ola Harman Ola' albümüyle Erkin Koray yeni şarkılarını yeni nesil için söyler. 59 sene kolay geçmemiştir Erkin Baba için. Sokak kavgaları, konserler, turneler, seyehatler, hastalıklar... Fakat bu güne kadar ilk günkü çizgisini sürdürmüştür. Erkin koray için ' Rock bir müzik türü değil, bir hayat tarzıdır.' Devlerin Nefesi isimli son albümünü Haziran 1999'da çıkaran Erkin Koray, İzmir'de yaşadıktan sonra İstanbul'a yerleşmiştir.

Duman Biyografi



Doksanlı yıllarin başlarında müzik yaşantilarına başlayan grup elemanlarından Kaan Tangöze (Vokal) ögrenim görmek amacı ile gittiği Seattle'da müzik yaşamına devam etti ve oradayken Türkiye'de çıkarmak istediği albüm için parçalarını hazırladı. Türkiye'de bulunan grubu Mad Madame ile Saettle ve Los Angeles'da yayınlanan toplama albümlerde yer aldi. Türkiye'ye döndüğünde Blue Blues Band ile beraber çalışan Batuhan Mutlugil'i (Gitar) ve Ari Barokas (Bas Gitar) ile beraber çaldıklari Mad Madame grubuna dahil ederek DUMAN isminde şimdiki gruplarini kurdular. Böylece DUMAN "Eski Köprünün Altında" isimli albümleri ile büyük bir dinleyici kitlesinede ulaşmayı başardı. Çoğunlukla davulcu sorunu yaşayan grup bir çok isimle beraber çalıştı ama çoğunlukla albüm ve konserlerinde Türkiye'nin en basarili isimlerinden Alen Konakoğlu (Davul) eşlik etti. Özellikle "Belki Alışman Lazım" isimli albümden sonra stüdyo ve konser çalışmaların Alen Konakoğlu DUMAN grubunun 4. ismi oldu. DUMAN hayranlari büyük bir sabırsızlıkla beklediği, ve grubun tam bir titizlikle hazırladıkları "Belki Alışman Lazım" isimli albüm, "Eski Köprünün Altında" isimli ilk albüme göre biraz daha melankolik bir albüm. İlk albümde bulunan daha eğlenceli parçalar yerini tamamen daha hüzünlü ifadeler ve Kaan'ın sesiyle bütünleşti. Aşk, umutsuzluk ve hüzün temasi disinda "Masal" isimli parçada Adnan Menderes ve Deniz Gezmiş'in asılmalarına eleştirili bir yaklaşimda bulunmuş. Sezen Aksu'nun daha önce seslendirdiği "Her Seyi Yak" isimli parça ise Kaan'ın yorumu ile birkez daha alışılmış bir DUMAN tadı verdi ve çıkış parçası oldu. Umarız bir sonraki albümlerini daha kısa zaman içerisinde çıkararak hayranlarını yeni bir albümle sevindirebilirler. NR1 Müzik, 2005’in yaz aylarını ülkemizin en iyi rock grubu Duman’ ın uzun süredir merakla beklenen yeni stüdyo albümü “Seni Kendime Sakladım” ile karşılıyor. Vokal ve gitarda Kaan Tangöze, gitar ve geri vokalde Batuhan Mutlugil, bas gitar ve geri vokalde Ari Barokas’ tan oluşan Duman, büyük çıkış yaptığı albümü “Belki Alışman Lazım”ın ardından hayranlarını ve müzikseverleri uzun süredir bekletiyordu. Duman severler grubun müthiş sahne performansını yansıtan “Konser” albümü ve yine NR1 Müzik tarafından 2004 yılı sonunda yayınlanan Türkiye’nin ilk müzik DVD’ si “Bu Akşam” ile teselli bulmuşlardı. Duman grubu geçen süre içerisinde iki yüze yakın konserde hayranlarıyla buluşurken, birçok gazete, dergi, TV, okul ve üniversite tarafından “Yılın En İyi Grubu” seçildi. Albümde yer alan 12 şarkının kayıt ve mixleri de Stüdyo 18’de Levent Büyük tarafından yapıldı. Gruba davulda “Belki Alışman Lazım” albümünde olduğu gibi Cengiz Baysal eşlik etti. Ari Barokas’ın şarkıları “Aman Aman” ve “Sayın Bayan” dışında kalan tüm parçaların söz ve müzikleri Kaan Tangöze’ye ait. Açılışta yer alan “Özgürlüğün Ülkesi” dünya politikasını eleştiren enerjik bir punk rock şarkısı. Muhteşem balladlar “Seni Kendime Sakladım” ve “Melek”in yanı sıra, “Sen Ben” ve “Yürekten” de Duman’ ın başarılı modern rock çalışmaları. Türkçe rock müziğin en önemli grubu Duman, kendine özgü tarzını “Yanıbaşımdan”, “Sadece Koklayacaktım” ve “Rüyanda Görsen İnanma” gibi şarkılarda gösterirken, “En Güzel Günüm Gecem”i ise kendilerini konserlerde yalnız bırakmayan seyircilerine hediye ediyor.

Doğan Canku Biyografi



Doğan Canku 1947 yılında Kütahya'nın Tavşanlı kazasında doğdu. Henüz konuşmayı dahi bilmediği 2,5 yaşında "Ey Dün Dan" adlı ilk bestesini yaptı. İlk müzik nosyonlarını amatör bir müzikolog olan babası Şeref Canku'dan aldı. 1958 de Ankara Devlet Konservatuarı'nı kazanarak 6 yıl viyolonsel ve piyano eğitimi gördü.1964 yılında klasik gitar ile tanışan Canku, bu enstrümana büyük bir tutkuyla bağlandı. O yıllarda gerek bu enstrümanın konservatuarda eğitiminin olmaması, gerek yasakların getirdiği baskı, Doğan Canku'nun eğitimini yarım bırakmasına neden oldu. Bundan sonra Canku'nun profesyonel hayatı başlamış oldu. Çok kısa sürede flamenco gitar çalmayı öğrenip ülkenin en iyi gitaristleri arasına adını yazdırdı. Bir çok profesyonel şarkıcıya eşlik ederek onların repertuarlarına önemli ölçüde katkıda bulundu. 1967 de Ankara Radyosu'nda açılan bir sınavı kazanarak Klasik Türk Müziği teorisi ve pratiği üzerinde eğitim gördü. 1969 yılında Selami Karaibrahimgil ve Ahmet Kurtaran ile birlikte Modern Folk Üçlüsü adındaki topluluğunu kurdu. Türk Halk Müziğini ve Klasik Türk Müziğini modernize ederek çok seslendirdi ve 15 yıl boyunca yurt içinde ve dışında yüzlerce konser, TV ve radyo programları yaptı. Yaklaşık 45 ülkede Türkiye'yi defalarca temsil etti. 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü'nde müzik direktörlüğü ve araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1980 yılında İstanbul'a yerleşerek profesyonel müzik hayatına tek başına devam etti. Modern Folk Üçlüsü ile yaptığı bir çok 45 lik ve 5 adet LP nin yanı sıra, kendi adına bir adet LP ve üç adet CD çıkardı. Modern Folk Üçlüsü ile çıkarttığı albümler: - Modern Folk Üçlüsü - Bizim Tepeler KOnseri - 40 Yıl Sonra - Takalar - Çocuklarımız İçin - Pop - Bir Doğru Nota Öyküsü - Yapı Kredi Yayınları - Çocuk Şarkıları - İş Bank. Kül. Yay. Solo Albümleri: - Doğan Canku - Köçekler - Sonsuza Dek, Ayrılık - Doğan-n'ın Uyanışı 1990 yılından itibaren profesyonel müzik hayatına sadece konser, söyleşi ve kaset-CD çalışmalarıyla devam eden sanatçı, 1993 yılında kendi adını taşıyan bir müzik dershanesi açtı. Halen bu müzik dershanesinde geniş bir kadro ile eğitim veren Canku'nun en büyük arzusu ve hedefi özel bir konservatuar açarak, daha geniş kitlelere hitap edebilmektir. Doğan Canku'nun hayatı boyunca ilgi duyduğu, araştırdığı ve bizzat deneyimlediği diğer bir konu da Metafiziktir. Henüz 4 - 5 yaşlarında deneyimlediği ve ne olduğunu anlayamadığı doğaüstü olaylar, 16 yaşından itibaren onun metafiziğe yönelmesine neden oldu. Uzun yıllar Hatha Yoga, Konsantrasyon ve Kontamplasyon Meditasyonu üzerinde çalışmalar yaptı. 1986 yılında Maharishi Mahesh Yogi'nin öğretisi olan Transandantal Meditasyon'nu ve 1990 yılında TM Sidhi tekniklerini öğrendi. 1975 yıllarında Uzak Doğu savaş sanatlarına da ilgi duyan ve bir süre Taek-won-do, Kung-Fu gibi dövüş teknikleri üzerinde çalışan Canku, ileriki yıllarda ülkenin en iyi Aikido ustalarından, İhsan Özgün'den (5. Dan) bu sanatın inceliklerini öğrenmeye başladı. Siyah Kuşak 1. Dan sahibi olduktan sonra ustası İhsan Özgün'ün adına açılan aikido okulunun da kurucuları arasında yer aldı. Vejeteryan usulü yemek pişirmekten, botanik ve el sanatlarına kadar bir çok hobisi de bulunan Canku'nun yayınlanmış üç de kitabı bulunmaktadır. Bu kitaplardan bir tanesi, şiirleri ve metafizik deneyimlerini konu alan "Ey Dün Dan", diğer iki tanesi de müzik eserlerinden oluşan nota kitaplarıdır.

Beyaz Önlük Biyografi



Grup üyeleri Aşkın KAPLAN, İlhami YAVA ve Göktuğ GÖKTAŞ Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'n de öğrenim gördükleri dönemde tanıştılar. Bireysel sürdürdükleri çalışmalarını 1987 yılında kurdukları "Grup Çizgi"de bir araya topladılar. Konserleri ve bar çalışmaları olan grubun, üniversitede kurdukları "Müzik Kulübü" genç müzisyenlerin yetişmesinde etkili oldu. Mecburi hizmet ve askerlik nedeni ile grup çalışmasına ara veren üyeler, çalışmalarına bireysel olarak devam ettiler. 1996 yılında tekrar bir araya gelen grup üyeleri ürettikleri besteleri kitlelere ulaştırmak adına "Beyaz Önlük" ü kurdular...

Bulutsuzluk Özlemi Biyografi



1990’lardaki müzik çalışmaları ile Türkiye’de birçok ilke imza atan Bulutsuzluk Özlemi kendi türlerinin ilklerinden biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de yaşanan pop patlaması öncesinde ülkenin müzik piyasasının içinde bulunduğu kısır döngüyü kıran pop-rock çalışmaları sırasında Bulutsuzluk Özlemi’nden söz etmeden geçilemez. Bugüne kadar kaydettikleri albümler ve Türkiye’nin her yerinde verdiği sayısız konserlerle müzikseverlerin aklından hiç çıkmayacak bir yer edindi. Müziğine Batı kaynaklı rock melodi ve ritmlerine Anadolu’nun yüzlerce yıllık birikimini de katmayı başaran ve bu sayede büyük ilgi gören Bulutsuzluk Özlemi, Türkiye’de uzun süre tartışılan "Türkçe sözlü rock yapılır mı?" sorusuna yaptıkları müzikle cevap verdi. Şarkı sözlerinde işledikleri sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve politik konularda herkes kendinden bir şey bulabildi. Nejat Yavaşoğulları, Sina Koloğlu, Akın Eldes, Sunay Özgür ve Utku Ünal’dan oluşan grup her zaman belli bir kalitenin üzerinde kalmayı başardı. Irak Savaşı sırasında Nejat Yavaşoğulları’nın gitarının üzerindeki Savaşa Hayır yazısı Power Türk televizyon kanalı tarafından silikleştirilmiştir. Söz konusu kanalda sonra yayından da kaldırılan klip gelen tepkiler üzerine sansürsüz olarak tekrar yayınlanmıştır. BURAK GÜVEN (Bas Gitar) Bulutsuzluk Özlemi'ne 2001 başında katılan, Ankara doğumlu ve 1988 ODTÜ Elektronik Mühendisliği mezunu olan Burak kendini bildi bileli rock müzikle içiçe. Hem aktif olarak çalan, hem de herşeyi dinlemeye çalışan ve bunu aslında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki okul yıllarında iyi müziğe verilen öneme bağlayan Burak, uzun süre yurt dışında da kaldığı için müziği kaynağından takip etmenin tadına vardığına ve bilinçli bir dinleyici olma yolunda önemli mesafeler katettiğime inanıyor. İlk dönemlerde gelişmeleri çeşitli yabancı dergilerden takip ederken, şu dönemde internet sayesinde dünyanın dört bir yanında olan biteni anında takip edebildiği için rock gündeminden ayrı kalmamanın huzuru içerisinde. Münih, Londra ve Boston’da çok çeşitli konserlere giden, ayrıca bu işin endüstrileşme ve pazara dönüşme sürecini de bizzat yaşayan Burak, 15 yıla yakın bir süredir aktif olarak müzisyenlik de yaptığı için (profesyonel müzisyenliğe bas gitarla başladı, ancak epeydir sahnede elektro-gitar da çalıyor) işin teknik yönünü de daima ön plana tutmakta. Londra’da 1 yıldan fazla bir süre müzisyenlik yaparak ordaki endüstriyi de tanıma imkanına sahip olmuş. Ama sadece yüksek teknik gerektiren müzikleri değil basit düşünülmüş eserleri de dinlemekten haz duyuyor. Yıllarca plak koleksiyonu yapan Burak, artık CD döneminde olsak da plaktan alınan o hazzın CD’lere aynen yansıtılmasının başarıldığını sanmıyor. Askerliğin ardından 1991 yılında bir özel firmada AR-GE mühendisi olarak çalışan, 1999 yazında mühendislikten ayrılıp kendini sırf müziğe verden Burak, yeni başlayanlara gitar ve bas dersi vermenin yanı sıra halen Blues Express ve Mustafa Hadi Dedi gruplarında da düzenli olarak çalmakta. Ayrıca Ankara Polis Radyosu zamanlarından beri 15-20 yıla yaklaşan radyo tutkusunun sonucu olarak Radyo ODTÜ’de tüm bilgi birikimini pazar akşamları Rock Tarihi programı vasıtasıyla paylaşmaktan son derece mutlu. Deniz Demiröz (Solo Gitar) Babasının müzisyen olması nedeniyle küçük yaşlara piyano ve kemanla müziğe başladı. Ortaokulu Akçakoca Lisesinde bitirdikten sonra 14 yaşında Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesini kazandı. Ana branş olarak piyano ve yan branş olarak keman eğitimi aldıktan sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Merkezi Müzik Öğretmenliği Bölümünü kazandı ve ana branş olarak klasik gitarı seçti. Çeşitli grup ve sanatçıların albümlerinde çaldı. 2005'ten beri Bulutsuzluk Özlemi'nde solo gitar çalıyor. NEJAT YAVAŞOĞULLARI (Vokal, Gitar) Doğma büyüme Anadoluhisarlı olan Nejat Yavaşoğulları, müziğe ilkokulda mandolin çalarak başladı. Haydarpaşa Lisesi'nde okuyan Nejat burada gitarla tanıştı. Üniversite yıllarında çeşitli gruplarla müzik çalışmalarını sürdürdü. Müzik üzerinde yoğunlaşan Nejat Yavaşoğulları Antalya Altın Portakal Şarkı Yarışması'nda en iyi sarkı ödülüne layık görüldü. 1980'li yılların başında Ferhan Şensoy Ortaoyuncular'la tiyatro müziği çalışmaları yaptı. 1986'da Bulutsuzluk Özlemi'ni kurdu. Bulutsuzluk Özlemi ile Türkiye'de müzik adına birçok ilke imzasını attı. Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümünden mezun olan Nejat Yavaşoğulları halen restorasyon çalışmaları yapmaktadır. Müzisyen olarak Nejat, beste ve söz yazarlığının yanında grupta ritm gitar çalıp solistlik yapmakta. Bulutsuzluk Özlemi'nin liderliğini de üstlenen Nejat Yavaşoğulları, Türkiye'de birçok sanatçının yapamadıklarını başarmış, ileri görüşlü ve üretici bir sanatçı. Şarkı sözlerindeki özgürlük, toplumsal olaylar üzerindeki hassasiyetini müziğine yansıtması, müziğinde ticari amaç gütmemesi ve konserlerde seyirciyle adeta bütünleşmesi zaten Nejat Yavaşoğulları'nın gerçek kişiliğini ortaya koyuyor. Türk rock müziğinin gelişimini en fazla etkileyen müzisyenlerin başında Nejat Yavaşoğulları'nı saymak bütün müzik eleştirmenlerinin buluştukları ortak nokta olsa gerek. SİNA KOLOĞLU (Klavye) İstanbul doğumlu Sina Koloğlu müziğe dört-beş yaşlarında klasik piyano eğitimi alarak başladı. Galatasaray Lisesi mezunu olan Sina Koloğlu lise yıllarında tiyatro kolunda tiyatro müzikleri yaparak müzik hayatını sürdürdü. Liseler arası müzik yarışmalarında tiyatro müzikleri ile ödüller aldı. Bağımsız piyano konserleri verdi. Profesyonel olarak müziğe 1986 yılında Nejat Yavaşoğulları ile birlikte Bulutsuzluk Özlemi'nin kurulmasıyla başladı. Gazi Üniversitesi Yönetim Bilimleri'nden mezun olan Sina on sene Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Her konuda muhabirlik yapan Sina son bes senedir Milliyet gazetesinde televizyon sayfasını hazırlamaktadır. Ayrıca Rating Canavarı köşesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir. Grubun en eski elemanlarından olan Sina Koloğlu Bulutsuzluk Özlemi'ni bu günlere taşıyan isimlerin başında gelmektedir. UTKU ÜNAL (Davul) Bolu doğumlu Utku Ünal ilkokul ve liseyi İzmir’de tamamladı. Daha sonra ailesi ile Ankara’ya yerleşen Utku, ilk müzik derslerini müzisyen olan babasından küçük yaşlarda almaya başladı. 6 yaşında flütle başlayan müzik hayatı küçük yaşlarında keman ve mandolinle devam etti. 1987 yılında davul çalmaya başlayan Utku, 1990 yılına kadar amatör gruplarla konserler verdi. 1990’dan sonra birçok grupla Ankara ve İstanbul’da barlarda çaldı. Eylül 1996’da Bulutsuzluk Özlemi’ne katıldı. Gruba kısa sürede uyum sağlayan Utku Ünal değişik müzik tarzlarını denemiş ve bu tarzları iyi harmanlamış etkili bir davulcu. ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünden mezun olan Utku Ünal şu anda aynı konuda master yapmakta ve bir süredir Can Kozlu ile caz tarihi ve caz üzerine davul çalışmalarını sürdürmektedir. Bir süre önce İstanbul’a yerleşen Utku’nun etkilendiği davulcular arasında başta Tony Williams gelmektedir. BERKE ÖZGÜMÜŞ (Davul) 16 yaşında davul çalmaya başladı. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi matematik bölümüne girdi. 1996-1999 yıllara arasında Pandora ve Iceberg gruplarıyla İstanbul'da çeşitli konserler verdi. Şu anda Bora Uslusoy band hariçinde, Acil Servis ve Mehmet Gürali Band'da çalıyor. Ayrıca Tahsin Ünivar, Nezih Yeşilnil, Birol Ağırbaş, Raci Pişmişoğlu, Demirhan Baylan, Kerim Çaplı ve de Yavuz Çetin ile birlikte çaldı. Bir süre önce Bulutsuzluk Özlemi'ne Utku Ünal'ın yerine davulcu olarak girdi. DENİZ DEMİRÖZ Adapazarı doğumlu olan Deniz Demiröz’ün sırasıyla mezun olduğu okullar; Akçakoca Yalı İlkokulu, Akçakoca Lisesi Orta Bölümü, Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü. 1999-2000 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezinde (MSM) Gitar Öğretmenliği yapmış, 2000-2004 yılları arasında da Hip-Hop Prova ve Davul Stüdyosu’nda gitar dersi vermiştir. Müziğe ilkokul çağlarında başlamış, lisede piyano ve keman eğitimi almıştır. Üniversite yıllarında ana branş olarak klasik gitar eğitimini tamamlamıştır. Piyano, mandolin, blok flüt, şan derslerini de yardımcı ders olarak almıştır. 2000 yılından bu yana İstanbul barları ve gece klüplerinde birçok tanınmış sanatçı ile birlikte sahne almıştır.

Bülent Ortaçgil Biyografi



1 Mart 1950’de Ankara’da doğdu. İlkokula orada başladı ve daha sonra İstanbul’a taşındı. İstanbul Sultanahmet İlkokulu’nu bitirdi. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’ni kazandı. Müzikle tanışması lise yıllarına dayanıyor. Mazhar Alanson’dan bir sınıf altta olan Bülent Ortaçgil, Maarif Koleji’nde sınıf arkadaşlarıyla beraber gitar çalmaya başladı. Kendi aralarında bazı gruplar kurdular. Farklı farklı isimlerle amatör müzik yapan bu gruplardan birisi de Damlalar ismini taşıyordu. Bülent Ortaçgil o yıllarda The Beatles, Cat Stevens, Donovan ve Bob Dylan’ın tarzlarından etkilendi. İlk olarak Kimya Fakültesi’ndeyken Anlamsız isimli kırkbeşliğini yayımladı. İlk albümü Benimle Oynar Mısın'ı 1974 yılında kaydetti. Hala Türk pop tarihinin en önemlilerinden birisi olarak kabul edilen bu albümde Onno Tunç ve Ergun Pekakçan’la çalıştı. Bu albümden sonra evlenen Ortaçgil, müzik kariyerine on yıllık bir ara verdi. Pfizer ve Netaş gibi şirketlerde Kimya Mühendisliği yapan Ortaçgil, Fikret Kızılok’la beraber bir süre Kadıköy’de Çekirdek Müzikevi’nde çaldı. Ortaçgil - Kızılok ortaklığı 1986 yılında Pencere Önü Çiçeği isimli albümle sonuçlandı. Dört yıl sonra 1990’da solo kariyerine verdiği 16 yıllık aradan sonra 2. Perde albümüyle müzik piyasalarına geri döndü. 2. Perde'de Bülent Ortaçgil’in en önemli yardımcısı bütün enstrümanları çalan Onno Tunç oldu. Ertesi yıl Benimle Oynar Mısın'ın devamı olarak nitelendirilebilecek Oyuna Devam isimli albüm geldi. Bu albümde Ortaçgil, on yıl boyunca beraber çalacağı müzisyen arkadaşlarını da bir araya getiriyordu. Erkan Oğur, Cem Aksel, Gürol Ağırbaş ve Bülent Ortaçgil dörtlüsü bu albümde bir araya geldi. 1994’te Bu Şarkılar Adam Olmaz diyen Bülent Ortaçgil, 1998’de Light'ı, 1999 da Eski Defterler'i , 2003 yılında ise senedinde Gece Yalanları isimli albümünü piyasaya sürdü ve son olarak Teomanla beraber 2007 yılında Konser adlı albümü çıkardılar. 2004 yılında verdikleri Bülent Ortaçgil - Teoman konser dizisinden oluşturulmuş bu albümde Ortaçgil ve Teoman birbirlerinin şarkılarını söylüyorlar. Albümleri Gece Yalanları (2003) Şarkılar Bir Oyundur (2000) Eski Defterler (1999) Light (1998) Bu Şarkılar Adam Olmaz (1994) Oyuna Devam (1991) 2. Perde (1990) Pencere Önü Çiçeği (1986) Biz Şarkılarımızı... (1985) Rüzgarla Söylenen Şarkılar(1984) Benimle Oynar Mısın (1974)

Can Güney Biyografi



1971 İstanbul doğumlu olan Can Güney 17 yıldır sürdürdüğü müzik yaşantısını, ilk solo albümüyle pekiştirdi. Ayna grubunun kurucuları arasında yer alan Can Güney, grupla birlikte 4 albüm ve 500 den fazla konserde elektro gitarıyla eşlik etti. Daha önce bir çok ünlü müzisyene gitarıyla eşlik eden Can Güney kendi solo albümünde beste ve yorumcu kimliğiyle dikkatleri çekiyor. Albümünde 6 parçanın bestesi kendisine ait olan Can Güney yeni grubu "Can Güney ve Adaşlar"ı 20 Mart 2003 de kurdu. Grubun isim babalığını üstlenen ve kendisine her konuda destek olduğunu her fırsatta dile getiren yılların eskitemediği Ersen Dadaşlar, "Can Güney modern çağın en güçlü rockçısı olacaktır" dedi. Zeynep Talu'nun ilk kez vokal yaptığı albümde bir, dikkat çeken önemli olayda, Erkin Koray'ın albümünde "Gönül Salıncağı" adlı eserde çalmış olduğu bongoları tam 35 yıl aradan sonra tekrardan Can Güney'i kırmayarak stüdyoda bongoları çalan yılların tecrübesi Sayın İlkin Dinletir'in performansıdır.

Catafalque Biyografi



Catafalque' ın yaptığı müzik türü "Doom/Gothic Metal" olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte, Catafalque' ın müziği klasik Heavy ve Doom Metal elementleri ile otantik melodi ve ezgileri içermektedir. Örnekle tanımlamak gerekirse Paradise Lost, Crematory, Moonspell gibi grupların müzikal yapısı ve The Gathering, Within Temptation, Lacuna Coil gibi bayan vokal ve yoğun klavye kullanan gruplarla aynı tarzda, fakat farklı bir kültürel ,folklorik yapının sentezini oluşturmaktadır. Günümüzün Catafalque' ı 1997 yılının kışında kuruldu. Fakat şu anki kadro ilk kadro değildir. Aslında, grup aynı isimle 1991 yılında kurulmuştur. Bugün, ilk kadrodan kalan tek eleman Gokhan Orhun Diren (Davul ) dir. 1997 yılının kışında gruba Emir Atay (Gitar) ve 1999 yılının sonbaharında ise Erman Ulus (Bas Gitar) katılmışlardır. Daha sonra, gruba katılan Metehan Mert Çakır(Vokal) ve Kasım 1999'da gruba katılan Burcu (Soprano Bayan Vokal) ile birlikte grup, uzun yıllardır yaşadığı "vokal" sorununa kalıcı çözüm bulabilmiştir. Ağustos 2000'de Erman Ulus' un gruptan ayrılması ile Alper Tabakçılar (Bas Gitar) gruba dahil oldu. 2001 Şubat ayında ise Emir Atay (Gitar), haklı sebeplerden dolayı gruptan ayrılmak zorunda olduğunu açıklayınca, grup yerine 2001 Mart' ında yeni bir Emir (Akaydın) buldu. Bu arada birtakım kişisel anlaşmazlıklar yüzünden Ekim ayı sonlarında Burcu Keskin (Bayan Vokal) gruptan ayrıldı. Yerine bu görevi Özge Özkan devraldı. Emir Akaydın' ın yoğun iş temposu nedeniyle gruptan ayrılmasıyla, Catafalque artık yeni bir gitarist almamayı kararlaştırdı ve yoluna toplam altı kişi ve tek gitar (Arın Baykurt) ile devam etme kararı aldı. Fakat sadece konserler için -ek eleman olarak- "Soul Sacrifice" tan da tanıdığımız Feyzi Ocak gruba dahil oldu. Ve 2002 Mart'ı itibariyle grup şu anki kadrosunu oluşturdu. Catafalque ' ın şu anki kadrosu aşağıdaki gibidir: Metehan Mert CAKIR Vokal Özge Özkan Vokal Arin BAYKURT Gitar & Geri Vokal Alper TABAKCILAR Bas Gitar Serhan DIREN Klavye & Piyano Gokhan Orhun DIREN Davul Feyzi OCAK Gitar (Additional) Grubun tüm şarkı sözleri Gokhan Orhun Diren tarafından yazılmaktadır. Fakat son dönemde yapılmış olan yeni şarkılarda Metehan Mert Çakır ve Alper Tabakçılar' ın da yazmış olduğu sözleri bulunan grup, şarkı sözlerinde gotik romantizm, gotik öyküler, aşk, hüzün ve melankoli gibi konuları işlemektedir. Grubun tüm şarkıları kendilerine aittir. Catafalque, 16 Ocak 2000 tarihinde Yunan Gotik Metal grubu Rotting Christ ile Kemancı'da "Depremzedeler Yararına" düzenlenen konserde sahne aldı. Uzun süren bir aradan sonra Mayıs 2001'de "Mimar Sinan Üniversitesi Bahar Şenliği" sahne alan grup, Ekim 2001'de "Never To Be Buried" isimli EP' yi piyasaya çıkardı. Grubun dört şarkısının bulunduğu EP tanıtım amacıyla 100 adet basıldı ve kısa sürede tükendi. Bu EP' den sonra grup ismini daha fazla duyurmaya başladı. "Köstebek Müzik" in düzenlediği , Kemancı' da Ocak 2002 tarihinde düzenlenen, Almora ve Surveillance' ın da yeraldığı konser sahne aldı. En son olarak grup, Ankara'da düzenlenen ve 2 gün boyunca süren 5.Rockstation Festivali'nin 2.günü başarılı bir sahne performansı sergiledi. Grup "Never To Be Buried" isimli EP' nin 2.basımını "Limited Edition" olarak ve EP'nin ilk basımına göre, içinde TRT2' de yayınlanan "Rock Market" programındaki sahne görüntülerinden oluşan , "L.O.V.E" isimli şarkılarının video' su ve grubun bir wallpaper' ını ekleyerek piyasaya sürdü. Tüm Türkiye'de 5 ayrı şehirde ve 9 ayrı noktada satışa sunulan EP, grubun internet sitesine gelen mesaj ve yorumlara göre, dinleyici tarafından olumlu tepkiler aldı. Catafalque 2005 yılında Türkiye’deki ilk Gothic Metal albümü(ve ilk sütüdyo albümleri) Unique’i piyasaya sürdü.. bu albümün track listi ise sırasıyla 1.The Sootsayer 2.HallowedLands 3.Archangel's Touch 4.Dreamweaver 5.Lust and Innocence 6.Bloodia (A Raven in the Night) 7.L.O.V.E (Legacy of Virgin Eve) 8.Sharper Than The Blade 9.Gomorrah 'Eyes of Wrath) 10.Shadow my Secret Soul 11. The Wells of (my) Heart 12.Nightfall Serenade albümün kayıtları ve miksajı grubun gitaristi arin baykurt ve serdar öztop tarafından Kasım 2002 ve Mart 2003 tarihleri arasında yapılmıştı... Merakla beklenilen ve Haziran 2007’de raflardaki yerini alan yeni albümleri Dialectique, Catafalque’in yepyeni sound’unu ve kendilerine has şarkı yapılarını içeren çok iddialı bir albüm. Dialectique, tam bir Gothic albümü olan Unique’e göre, daha teknolojik soundların , synth lead ve sequencelerin kullanıldığı, gitar bazlı Gothic Metalin yani sıra Pop ve Dark–Metal türlerini de içeren bir yapıya sahip. Besteler, Arin Baykurt, Serhan Diren ve Alper Tabakçılar’a ait. İçerik olarak da klasik gothic ve romantik temalar yerine, net ifadelerin kullanıldığı, ‘’kadın’’ olgusuna dair değişik açılardan yazılmış, kadın ve erkek konseptini isleyen sözler bulunuyor. Sözler Özge ÖZKAN, Metehan Mert ÇAKIR ve Alper ait.. Dialectique track list'i ise : 1- Seasons 2- The Ordeal 3- Red Lights 4- Fading Beauty 5- Together With All The Pain 6- Blamed 7- Crimson Dust 8- Butterfly Inside 9- Ballerina 10- Bringer Of The Night Catafalque çalışmalarına ara vermeden devam etmekte....

Cem Karaca Biyografi



5 Nisan 1945'te İstanbulda Dünya'ya geldi Cem Karaca.Ünleri yurt çapında yaygınlaşmış olan Toto-Mehmet Karaca çiftinin ilk çocuğuydu.Cem'in müzikle ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felekyan'ın piyonosundan çıkan nağmeleri ve küçük Cem'e piyonada notaları öğretmesiyle olmuştur. Bu sıralarda, 50'lere girerken operet tarzı, Türk tiyatrosundaki en parlak devrini yaşamaktaydı. Artık ebeveynleriyle çok daha sık tiyatro salonlarına gider olan Cem'in kulislerde geçirdiği saatler, müziğe olan ilgisini giderek arttırıyordu.Cem karaca için bir dönüm noktası sayılan olay 14 yaşındayken İzmir'deki , ahbablarının yanına gittiği o yaz olmuştur. Suadiyeli Nesrin adlı bir kıza aşık olan Cem , kızı etkilemek için "Johnny Guitar" adlı şarkıyı söyler. Fakat Nesrin'den çok annesi Toto Karaca'yı etkiler. Oğlunun müziğe olan yatkınlığını keşfeden Toto hanım , oğlunun müziğe yönelmesinde baş rol oynar. Okul-ev-tiyatro kulisleri arasında geçen yaşamı, Robert Koleji'nde yatılı okumaya başlamasıyla başka bir dönemece girdi.Gün geçtikçe müzik zevki rock'n roll üzerine yoğunlaşan Cem, artık ciddi ciddi plak dinlemekte ve haftanın belirli saatleri yayınlanan günün popüler batı müziği parçalarının çalındığı programları takip etmekteydi. Böylece geçen 1961 senesinden sonra 1962'ye geldiğimizde Karaca'nın müzik hayatının başlatacak deneyimlerin gerçekleştiği günlerle karşılaşıyoruz. "Bir gün arkadaşlarla Beyoğlu Spor Klübü'ne çaya gittik. Muhabbet ederken orada şarkı söyleyen gençlerin farkına varan arkadaşım "Cem de söyler" diyerek beni ve beraberimdeki iki arkadaşı sahneye aldı" diyor Karaca. "Sonra da orada beraber şarkı söyledik." Bu tecrübeden şevk alan dörtlü "Neden beraber çalmıyoruzi bir grup kuralım!" dedi ve enstrüman arayışına girdiler.Karaca'ların evlerinde provalara başlayan grup günün popüler batı müziği parçalarından oluşan bir repertuar hazırladı. Provaları dinleyen İlham Gençer gruba desteğini esirgemedi. İlham gençer dönemin en ünlü ve en iyi müzisyenlerindendi ve dahası müzik dünyasında belirli bir forsu vardı. Cem'e ilk büyük tepki çok yakınından , babsında geldi. Başından beri onun müzikle uğraşmasına karşı olan babası , onun hariciyeci olmasını istiyordu. Cem müziği bıraksın elinden gelen herşeyi yaptı. Sırf şevki kırılsın diye parayla adam tutup yuhalattı. Fakat bütün bunlar Cem'i daha da hırslandırıyordu. Sonunda babasıda pes etti. Karaca ve arkadaşları, 1963'e doğru "Dinamitler" adı ile sahne almaya başlamışlardı. Çoğunlukla Elvis Presley ve dönemin diğer rock'n müzisyenlerine ait parçaları yorumlayan Dinamitler 1963'ün sonbaharında dağıldığını, Karacanın "Cem Karaca ve Bekledikleriniz" adlı yeni bir grup kurduğunu görüyoruz. "Bekledikleriniz" macerası bir iki ay sürmüştü çünkü Karaca, dönemin yıldızı yükseklerde seyreden bir başka ismin grubuna katılmıştı: Gökçen Kaynatan. Gökçen Kaynatan'la olan beraberliği bittikten sonra müzikten kopmak istemeyen Karaca bir dönem tiyatroyla ilgilendi.Annesinin İstanbul Tiyatrosu'nda irili ufaklı roller alan Karaca, 1964'ün sonlarında bir kaç arkadaşıyla beraber bir başka rock'n roll/beat grubu daha kurdu: "Cem Karaca-Jaguarlar". Edindiğimiz bilgiler ve Karaca'nın söylediklerine göre Jaguarlar, "papağan gibi Elvis Presley taklidi yapan" bir gruptu. Karaca, Jaguarlar'la 1965 senesi boyunca çalıştı ve tiyatro oyunlarında oynadı.Bu sıralarda ilk evliliğini de tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile gerçekleştiren Karaca'nın askerlik vakti gelmişti. 1965'in Kasım'ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda askerlik hizmetini yerine getirmek üzere yola çıktı: "daha önce benim Anadolu hakkında okul kitaplarından başka bir malumatım yoktu" diyor Karaca.Askerlik günlerinde Anadolu gerçeğiyle ve kimliğiyle tanışan Karaca'nın beyninde artık bambaşka bir pencere açılmıştı. Anadolu kültürünü araştırmaya koyuldu. Bu sırada Aşık Mahsuni Şerif gibi değerli halk ozanlarıyla tanıştı. Döndüğünde bir süre tiyatroyla uğraştıktan sonra 1967 senesinde Cem Karaca ve Apaşlar'ı kurdu. İlk büyük çıkışlarını Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Altın mikrofon yarışmasında seslendirdikleri "Emrah" adlı parçayla yaptılar. Sözleri Aşık Emrah'a ait olan parçanın bestesi Cem Karaca'ya aitti. Askerlikte karşılaştığı Anadolu gerçeği yavaş yavaş fikirlerine ve düşüncelerine yansımaya başlamıştı. Altın Mikrofon ile start alan profesyonel dönemin ilk plağı 1967 Haziran'ının başlarında piyasaya çıktı "Hudey". Pir Sultan Abdal'ın "Hudey" türküsünün rock'n roll-beat tarzındaki yorumunda adeta kükreyen bir Cem Karaca görüyoruz.Ağustos ayına doğru ikinci plaklarını da kaydettiler.Yeni plağın adı "Emrah" tı. Bu plakta Karaca'nın sesine daha hakim olduğunu hissedebiliyoruz. 1967 Kasım'ının sonlarında Sayan'a yapmakla mükellef oldukları üçüncü plaklarını kaydettiler: "Ümit Tarlaları". Plak satışlarından ve özellikle de Anadolu turnesinden biriktirdikleri 45.000 lira ile Avrupa'ya gitmeye karar verdiler.Grubun Almanya'da Ferdy Klein Orkestrası'yla yaptığı 45'liklerden ilk üçü, 1968 Haziran'ının sonundan itibaren ikişer hafta aralıklarla ardı ardına piyasaya çıkmıştı.Bu plaklar sırayla "İstanbulu dinliyorum", "Oy babo" ve "İstanbul" idi. İstanbul 45'liği "İstanbul'u dinliyorum" ve "Oy Babo" parçalarının ingilizcelerinden oluşuyordu. 1968 yılının Ağustos ayında yine Türkofon imzalı üç 45'liğin daha piyasaya çıktığını görüyoruz: "Emrah 1979", "Resimdeki Gözyaşları", "Tears". Cem Karaca-Apaşlar'ın bu "dönüş" 45'liklerinin en büyük özelliklerinden biri, stereo teknolojisi ile kaydedilmiş olmalarıydı.Türkiye'deki pikaplar mono iken ve plak fabrikalarında streo kalıp bulunmazken yapılan ve stereo sistemlerin ithaliyle gerçeklerştirilen bu olayın stereo ses sisteminin ülkede yaygınlaşmasında büyük etkisi olmuştur. Artık bir yerden sonra grup Karaca ve Soyarslan için dar gelmeye başlamıştı. Tüm bu gerilimler, Konya Ereğlisinde bağları koparttı. Bağlar kopmuştu kopmasına ama grubun daha yeni imzalamış olduğu mukaveleler vardı ve bu sözleşmeler Cem Karaca-Apaşlar'ı hem konser hem plak etkinlikleri açısından 31 Ocak 1970'e dek birlikte olmaya zorluyordu. Bu sıralarda Eylül ayının üçüncü haftası gelmiş veTürkofon firması arka arkaya "Ayrılık Günümüz" ve "Zeyno" 45'liklerni çıkartmıştı. 1970 yılına gelindiğinde Karaca'nın Apaşlar'la birlikteliği tam anlamıyla kopmuştu.Cem Karaca basçı Seyhan Karabay'la birlikte Kardaşlar grubunu kurdu.Artık kendisininde yaratıcılarından biri olduğu "Anadolu Rock" adlı müzik türü belirgin bir biçimde ön plana çıktı. Cem Karaca ve Kardaşlar bu dönem önemli bir çizgiyi sembolize ettiler. Toplumcu kimliği belirgin bir biçimde önplana çıkmaya başladı. Fakat Kardaşlar hemen başarıyı yakalayamadı. Büyük bir bocalama dönemi geçirdiler. Guptaki en önemli problemlerden biri ekipman sorunuydu. Grup son derece yetersiz ekipmanlarla çalışmak zorunda kalıyordu. Bu problemin çözümü için Cem Karaca'yı Almanya'ya gönderme kararı aldılar. 1970 Ağustos'u geldiğinde Cem Karaca İtanbul'a elinde bantlar ve bir dolu ekipmala döndü. Karaca'nın İstanbul'a dönmesiyle birlikte Almanya'da yapılan parçalardan oluşan dört adet 45'lik Eylül'ün son haftasından itibaren Türküola'dan yayınlandı. Bu 45'likler sırayla "Emmioğlu", "Kendim Ettim Kendim Buldum", "Adsız" ve "Muhtar" dı. Plakların satışı sürerken Cem Karaca-Kardaşlar kendi kayıtlarını tamamladılar ve ilk plakları "Dadaloğlu" nu 1970 Kasım'ının son günlerinde piyasaya sürdüler. Plak büyük bir başarı yakaladı ve 1971 yılının Ocak'ında günün plak listesini tutan dergilerinde bir numara oldu! Dadaloğlu'nun getirdiği başarı, gruba mali güç ve moral sağlamıştı. Konserlerde de büyük ilgi gören grup palk şirketleriyle yaptıkları anlaşma gereği yeni albümlerini Almanya'da doldurma kararı aldılar.Almanya'da kayıtları yapılan 45'likler ise şunlardı: "Oy Gülüm Oy", "Tatlı dillim", "Kara Yılan", "Acı Doktor" Bahar aylarında çıkan 45'liklerin listelerdeki midyadlarını doldurmalarıyla beraber sonbahara doğru yeni bir 45'liğin hazırlığını yapmaya başladılar ve Cem karaca kardaşlar 45'liği daha Kasım 1971'de piyasaya çıktı: "Mehmed'e Ağıt" 1972 yılında ise son 45'likleri "Akoros Deresi" ni dolduruyorlardı. Cem Karaca, müzikal olarak devamlı bir arayış içindeydi. Müzik açısından Kardaşlar kendi arayışlarına yanıt vermekte geride kalmaya başlamıştı. Gençlik hareketlerinin hızla büyüdüğü bu dönemde , toplumsal değer yargıları hızla değişmekte ve yeni özgürlük talepleri aktif bir siyasi mücadeleyle hızla bütünleşmekteydi.Müzik artık güzel sanat olmaktan çıkıp , farklı bir görev üstlenmişti. Bir süre sonra Cem Karaca ve Kardaşlar bir tıkanmanın eşiğine geldiler. Cem bir revizyonun iyi olacağını düşünerek 1972'de gruptan ayrıldı. O zamanlar Moğollarda solist olarak denenen Ersen'le yer değiştirerek dönemin efsanevi grubu Moğollar'a geçti. Ersen üzgün bir şekilde Moğollardan ayrılınca 30 Eylül 1972 Cumartesi günü Cem Karaca Moğollar kurulmuş oldu. Müzik dünyasındaki bu ilginç değiş tokuş kamuoyunda uzun süre yer buldu. Karaca'nın Moğollar'la birleşmesiyle birlikte Moğollar da sesörgülerinde bir yenilenmeye gittiler ve ipiçlarını Ersen'in "Sor Kendine" plağında verdikleri sesörgülerini Cem Karaca Moğollar adıyla Şubat 1973'te çıkan ilk plak olan "Öbür Dünya" da gösterdiler. Ardından da Temmuz 73'te ikinci plakları "Gel Gel" i çıkarttılar. Grubun mega-popülaritesine rağmen ne "Öbür Dünya" ne de "Gel Gel", listelerin zirvelerine tırmanamadı. "Gel Gel" çıktığı sıralarda grup içinde bir takım kutuplaşmalar başlamıştı. 60!ların sonlarından beri sol politikalara gittikçe daha da bağlanan ve Kardaşlar'da bu tavrını ilerleten karaca, Moğollar dönemine doğru sosyolizm ve uzantıları hakkında daha ciddi araştırmalara başlamış "köylü sosyolizmi" ni benimsemiş ve "sanat halk içindir" savına tümüyle bağlanmıştı. Müzik tarzı olarak yine aynı yoldan yürüyen yeni Moğollar, artık "topluluk formu" anlamında ne 1968'deki ne de 1972'deki Moğollar değil; adeta başka bir gruptu. Bu değişim sürecinde hey derhisi tarafından "Pop müziğin namusunu yine Cem Karaca kurtardı" ibaresi ile övülen son Cem Karaca-Moğollar plağı "Namus Belası" , 1974 Ocak'ının son günlerinde piyasaya çıktı. Listelerde ilk haftalardan itibaren çok hızlı bir şekilde yükselen plak, kaçınılmaz olarak bir numaraya yerleşti. "Namus Belası" nın ülkede bomba gibi patladığı günlerde mart ayı başlarında grubun kazanmış olduğu büyük başarıya rağmen Cahit Berkay Moğollar'a uluslararsı bir kimlik kazandırmak için Fransa'ya gitme kararı aldı.Dolayısıyla Türkiye'deki Moğollar'ı dağıtarak Cem Karaca-Moğollar dönemine son vermiş oldu. Cem Taner Öngür'ü de yanı alıp gruptan ayrıldı ve 1974 Nisan'ının ortasında Türk Rock tarihinin (belki de) en önemli süpergrubu Dervişan'ı kurdu. Dervişan'la birlikte Cem Karaca en radikal dönemini yaşamaya başlıyordu. Çalışmalarının neredeyse hepsinde dolaylı yoldan veya doğrudan bozuk düzene eleştirleri bulunuyordu. Politik baskının dorukta olduğu bu yıllar , dinleyenlerini bozuk düzene karşı bir kavgaya davet edip durdu. Bu dönem içinde değindiğim politik çizgiyi sürdüren başka müzisyenler olmasına rağmen , içlerinde müzikal açıdan en büyük misyonu Cem Karaca üstleniyordu. Dervişan ilk çalışmalarını sürdürürken Mayıs ayında Cem Karaca'nın ikinci uzunçaları "Cem Karaca'nın Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası'na teşekkürleriyle..." piyasaya çıktı. Plak, piyasaya verildikten kısa bir süre sonra Edip Akbayram ve Erkin Koray'ın kendi adlarıyla çıkan ilk albümlerinin aşıp bir numaraya oturdu. Bu esnada ilk konserlerinin vermeye başlayan Dervişan'da bazı huzursuzluklar belirmeye başlamıştı. Erol Büyükgönenç grupta hiç bir şeyin kararlaştırılan ilkeler doğrultusunda yürümediği düşüncesiyle gruptan ayrıldı. Büyükgönenç'in ayrılmasından sonra Dervişan, adaptasyon açısından ilk önce biraz sıkıntıya düştü. Ancak kısa zamanda yaptıkları sıkı çalışmalar sonucunda Anadolu Rock mevzuunda çok hızlı ilerlediler ve bunun ilk meyvesinin de Haziran ayının sonunda piyasaya çıkan "Beyaz Atlı" 45'liğinde verdiler. Grup, gün geçtikçe toparlanıyordu ve Anadolu Rock konseptini iyice içselleştirmişti. 1974 sonbaharına gelindiğinde performans açısından da zirveye ulaşmışlardı. Eylül ayında Cem karaca, Bursa yakınlarında ciddi bir trafik kazası geçirdi. Ayağa kalkmasının oldukça riskli olabileceğini söyleyen doktorlar, "Mukavelelerim var, çalışmam lazım" diyen Karaca'yı hastanede iki hafta zor tuttular. Hastaneden çıkan Karaca, yine tam gaz çalışmaya başladı. Derken 1975 Ocak'ının başında stüdyo çalışmaları tamamlandı ve Cem Karaca-Dervişan yeni bir Anadolu turnesine çıktığında, Şubat 1975'te az önce bahsetmiş olduğumuz değişim sürecinin ilk olgun meyvesi olan "Tamirci Çırağı", son derece şık bir kapak tasarımıyla piyasaya çıktı. "Tamirci Çırağı", Cem Karaca'nın belli bir süredir çok su yüzüne çıkartmadan yürüttüğü sol söylemin ilk kez derin bir vurguyla plağa yansımış haliydi. Cem Karaca-Dervişan artık gündemdeki toluluktu ve ülkenin durumuyla doğru orantılı şekilde daha da politize oluyordu. Bir diğer deyişle kendi bulundukları kampın sorumluluklarını daha fazla üstlerinde hissediyor ve karşı tarafa daha fazla şarj oluyordulardı. İşte böyle bir ortamda grupta ardarda iki önemli kopuş oldu. Oğuz Durukan ve Uğur Dikmen ardarda gruptan ayrılma kararı aldılar. Grubun dağılmasını istemeyen Karaca Haziran ayının sonlarına doğru Dervişan'ı yeniden şekillendirdi. Ayrılma ve katılım süreci bir süre devam ettikten sonra nihayetinde tekrar sağlam bir kadroyla Dervişan kaldığı yerden müzik hayatına devam ediyordu. Yeni kadroda Taner Öngür, Kılıç Danışman , Murat Töz ve Hüseyin Sultanoğlu vardı. Eylül ayında üçüncü Cem Karaca uzunçaları Yavuz Plak etiketiyle piyasaya çıktı : "Nem Kaldı?" "Nem Kaldı" albümü piyasaya çıktıktan sonra stüdyoya giren grup yeni 45'likleri "Mutlaka Yavrum" u kaydetiler. Kasım 1975'te piyasaya sürülen bu plak Cem Karaca'nın bütünüyle mesaj müziğine yöneldiğinin ilk belgesiydi. Grup, yeniden provalara ve hemen arkasından konserlere başladı.Yine turneler, buluşmalar... Her geçen gün yoğunlaşan politik havanın en radikal tavırlı oluşumu olarak Cem Karaca-Dervişan Edip Akbayram Dostlar ve Timur Selçuk'u sollamak üzere toplumla birlikte yükselen bir tansiyonu temsil eder hale gelmişti. 1976'nın Nisan'ında grup stüdyoya girdi ve üç parça kaydetti. Bu üç parçadan ikisi yine Nisan ayı sonlarına doğru Cem Karaca Dervişan'ın yeni plağı olarak piyasaya çıktı: "Beni Siz Delirttiniz." 1976 sonbaharında Karaca, yeni bir long play hazırlığının haberini verdi. Dinleyiciler albümü merakla beklerken Aralık ayının başında Cem Karaca'yı hayrete düşüren bir gelişme oldu: Yavuz Plak, kendisinden izin almadan yeni çıkarağı LP için sakladığı ve LP'e adını vermeyi düşündüğü "Parka" yı 45'lik formatında piyasaya sürmüştü. Özensizce hazırlanmış plak kapağından düşük kaliteli baskıya kadar biraz alelacele yapılmış bir para operasyonu intibası veren 45'likte, parçanın hangi gruplarla yapılmış olduğu da yazmıyordu. Bu 45'lik plağın piyasaya çıkmasından bir ay kadar sonra 1977'nin Ocak'ında Cem Karaca'nın yeni uzunçaları "Parka" biraz gecikmeli olsa da piyasaya çıktı. "Parka" albümünün çıkmasından sonra grup yepyeni bir albüm için tekrar çalışmalara başladı. Müzik için ne kadar çalışsalarda konserler artık konserlikten çıkmış, sosyo-politik olarak kendini tatmin ortamı haline gelmişti. Mayıs ayında Ünol Büyükgönenç'in CHP için hazırladığı "Yeni bir Türkiye" 45'liğinde yer aldı Dervişan. Yine Mayıs'ın sonlarında, sekiz aylık bir çalışmanın ürünü olan ve Erkin Koray'ın "Elektronik Türküler" albümüyle beraber Türk Rock'ının en tepesine yerleşen "Yoksulluk Kader Olamaz" uzunçaları yayımlandı. Mayıs sonlarında çıkan albüm, kısa süre içinde listelerde zirveye yarışmaya başladı ve grup yine konserlere devam etti. Haziran ayının sonlarına doğru bambaşka bir Cem Karaca-Dervişan plağı daha piyasaya çıktı: "Mor Perşembe" 45'liği. Bu sıralarda Almanya turnesine çıkmış olan Cem Karaca-Dervişan, Türkiye'ye yepyeni ekipmanlar ve ilk kez bir ses sistemi ile döndü. Ülkedeki gerginliğin had safaya ulaştığı bir dönemde, Urfa'da verilen bir konserden sonra konserin düzenleyicisi CHP Gençlik Kolları Başkanı öğrencinin ülkücülerce dövüldüğü haberi gelince Tamer Öngür "Ben Artık Yokum" dedi. Öngür'ün Ekim 1997'de ayrılmasında hemen sonra Karaca, bir süredir gerçekleştirmeyi düşündüğü bir plağın kayıtları için Dervişan'ı bir tekrar topladı. Daha sonraları enternasyonel bir devrim marşı niteliği kazanacak olan "1 mayıs" adlı plak, 1977 Aralık'ın son haftasında piyasaya çıktı.Nitekim yayınlanmasından birkaç hafta sonra Cem Karaca ve Sarper özsan hakkında dava açıldı ve plak toplatıldı. Dava haberi gelmeden çok kısa bir süre öncede 1978 Ocak'ının ortalarında yaptıkları işin politik açıdan çığrından çıktığını düşünen Sefa Ulaştır ve Uğur Dikmen, Dervişan'dan ayrıldılar. "Ayrılığımız siyasi sebeplerle değil" diyordu Karaca ama durum aslında çoğunlukla politik anlaşmazlıktan çıkmıştı. Böylece "1 Mayıs", Cem Karaca-Dervişan'ın son plağı olmuştu. Dervişan'dan sonra kısa bir süre Edirdahan'la çalıştı. "Cem Karaca "devrimci müzik" yaklaşımını Edirdahan konserlerinde de devam ettirdi. Politik çizgisini Dervişan'da bıraktığı yerden devam ettiren Edirdahan'la konserlerde devam ettiren Karaca, kayıtlarına ilkbaharda girmeyi planladığı albüm içinse daha değişik şeyler düşünüyordu. Sonunda Cem Karaca-Edirdahan işbirliğinin ilk yapıtı "Safinaz" adlı uzun çalar piyasaya sürüldü. Safinaz 18 dakikalık bir rock opera denemesiydi. Dar anlamda bakıldığında ilk Türk rock operası değildi. Barış Manço'nun ilk studyo albümü "2023" te yer alan "Baykoca Destastanı" da benzer bir yapıya sahipti. 1978'in sonbaharını yine konserlerle değerlendirdi Karaca. Bu sıralarda da grupta bazı çatlamalar meydana gelmişti. Grup içi anlaşmazlıklara dönemin huzursuz ortamı yüzünden iyice yoğunlaşan gerginlikler de eklenince Edirdahan tam anlamıyla olmasa da dağıldı. Böyle diyoruz çünkü Karaca'nın konserlerinde kendisine eşlik etmeyi kabul etmişler ama aynı çatı altında grup olarak çalışma sürecine de son vermişlerdi. Cem Karaca 1979 yılında işlerinden dolayı Almanya'ya gitti. Bu dönemde Türkiye'de büyük siyasal çalkantılar yaşanıyordu. Ülkede bir kaos vardı. Hemen hergün adam öldürülüyordu. Halk bir kutuplaşma dönemine girmişti.Bunun üzerine 12 Eylül 1980 sabah saat 4'de ordu yönetime el koydu. Ülkede insan avı başlamıştı. Sağcısı solcusu olaylara karışan herkes yakalanıyordu. Cem Karaca Almanya'dan ülkede olan gelişmeleri kaygıyla izliyordu. Bu arada Almanya'da katıldığı 1 Mayıs töreninde ülke yönetimine karşı sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Yapılan "geri dön" çağırılarına rağmen yurda dönmedi. Hatta babasının cenazesine bile katılamadı. Bu süreç içinde kendisiyle aynı davada yargılanan Selda Bağcan ve Melike Demirağ ile arasında kırgınlık yaşadı. Hatta anneside babasının cenazesine gelmedi diye oğluna tavır aldı. Ve sonunda vatandışlıktan çıkarıldı. Bütün bunlar olurken Cem Karaca Almaya'da sessiz bir bekleyiş içerisindeydi. 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın girişimleriyle yurda döndü. Dönüşü çeşitli spekülasyonlara sebep oldu. Politik çizgisindeki yumuşama ve bazı önemli değişimler bazı kesimlerin Karaca'ya bakış açısını değiştirdi. Fakat bunlara aldırmayan Karaca müzik hayatını sürdürdü. Artık bugün Türkiye'de farklı bir ortam yaşanıyor.Bu baskı ve sömürünün olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece düzenin görünümü değiştiği söylenebilir.Ancak Cem Karaca'nın 70'li yıllardaki radikal tutumundan uzak olduğu bir gerçek. Tüm bunlara rağmen Cem Karaca'nın Türk Rock tarihinde çok önemli bir kilometre taşı olduğunu gözardı edemeyiz. Bir çok parçasının uzun yıllara rağmen hala ilgi görmesi O'nun büyük bir sanatçı olduğunun en büyük kanıtı.

Deja-Vu Biyografi



DEJA-VU 1999’un Ekim ayında Cenk Sönmez (gitar), Kerem İşeri (vokal), Ahmet Türk (davul) ve Mansur Asrar (bas) tarafından kuruldu. Grup, bilinen şarkıları yorumlarayarak işe başladı. Bir süre sonra beste çalışmaları başladı. İlk bestenin adı “Hope” idi. Mansur Asrar’ın (bas) geçirdiği kaza ve sonrasındaki ameliyatı nedeniyle çalışmalara ara vermek zorunda kalındı. 2000 yılının Mart ayında çalışmalara tekrar başlandı.. Grubun önceliği var olan şarkıları yorumlamak yerine kendi bestelerini yapmaktı. Bu nedenle bestelere ağırlık verilmeye başlandı. Konserler vererek insanlara bu müziği dinletmek amaçlandı. Ortak bir beğeniyle gruba keman da eklenmesine karar verildi. Daha sonra darbuka (Kerem Öktem) ve bağlama (Kıvanç Şenol) da gruba dahil oldu. Bu farklı müziğin ilgi çekeceği şüphesizdi. DEJA-VU ilk konserini 2000 yılının Kasım ayında verdi ve konserden sonra da ilk demo CD’sinin kayıtlarına başladı. “Star” ve “Nothing” adlı iki parça kaydedildi fakat bu demo piyasaya sürülmedi. DEJA-VU, 2001 yılının Mart ayında Türkiye’nin önemli rock gruplarından Kurban’ın ön grubu olarak Ankara - Saklıkent’te sahne aldı. Bu konser DEJA-VU’nun ilk büyük deneyimi oldu. Konserden sonra Kerem İşeri (vokal) kendi özel sebepleri nedeniyle gruptan ayrıldı. Yaz tatilinden sonra DEJA-VU, çalışmalarına birkaç eleman değişikliğiyle devam etti. Davula Ahmet Türk’ün yerine Güntaç Özdemir geldi. Yeni bas gitarist Erce Tümerk (PNF vokalisti), yeni vokalist ise Mansur Asrar oldu. Grubun kemancısı Ceren ise eğitimi nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Yeni kadrosuyla DEJA-VU, ilk konserini 2002 yılının Ocak ayında Ankara - Saklıkent’te verdi. İzleyenlerden alınan olumlu tepkiler grubu daha büyük amaçlara yöneltti. Fakat tam işler yolundayken Cenk Sönmez’in (gitar) sağlık sorunları yüzünden çalışmalara tekrar ara verildi. Bu sırada diğer elemanlar başka projelerle müzik hayatlarını sürdürürken, bağlamacı Kıvanç Şenol da askere gitti. 2002 yazında Cenk Sönmez (gitar) ve Mansur Asrar (vokal) DEJA-VU’yu tekrar toparlamak istediler fakat eski elemanlar iş ve okul hayatları nedeniyle gruba katılamadı. Cenk Sönmez bas ve davul için iki yeni eleman buldu. Davula Barış Bilgen, basa ise Tolga Nemutlu geldi. DEJA-VU, haftada 3 yeni şarkı yorumlayarak ve aynı zamanda bestelere de yoğunlaşarak 3 aylık bir zamanda 26 yorum ve 12 beste bulunan bir repertuar oluşturdu. Mansur Asrar’ın (vokal) önerisiyle gruba kemancı olarak Görkem Karabudak (Çilekeş vokalisti) katıldı. DEJA-VU, takip eden üç ay içerisinde üç konser verdi. Yeni elemanlar ve yeni şarkılar çok beğeni topladı. Olumlu tepkiler sonucu grup web sitesini hazırladı. Aynı zamanda yeni bir demo çalışması başladı. Grup kendi besteleri olan “Are You Ready?” ve “Yeter Artık” ile Shaggy’nin “Hey Sexy Lady” adlı parçasının yorumunu kaydetti. Bu demoya ayrıca önceden kaydedilen “Star” da eklendi. Demo CD’si için grup “Are You Ready?” adlı parçaya bir de klip çekti. Bu demo CD’si ilk haftada 100 adet sattı. Dream TV YUXEXES programında tanıtıldı ve "Are You Ready?" video klibi birkaç kez yayınlandı. Daha sonra grup Bilkent Mayfest 2003’te, Armada 1. Gençlik Festivali’nde, Saklıkent Corefest organizasyonlarında ve başka birçok konserde yer aldı. 2003 Ağustos ayında Kıvanç Şenol (bağlama) askerden döndü ve gruba tekrar dahil oldu. Eylül ayına gelindiğinde ise Mansur Asrar (vokal) özel sebepleri nedeni ile DEJA-VU'dan ayrıldı. Cenk Sönmez vokale geçti, yeni gitarist olarak ise gruba Barış Orhan dahil oldu. DEJA-VU, bu yeni kadrosuyla "Kendin Coş" isimli yeni bir demo daha kaydetti fakat telif hakları nedeni ile satışa sunmadı. "Kendin Coş" ile 9. Efes Dark Roxy Müzik Günleri'nde birincilik elde eden DEJA-VU, 15 Ocak 2005’te Elec-Trip Records ile anlaştı. 8 Şubat 2005’te Oğuz Kaplangı prodüktörlüğünde albüm kayıtlarına başlayan DEJA-VU, “Kendin Coş” isimli albümlerini 27 Haziran 2005 tarihinde Elec-Trip Records etiketiyle piyasaya sürdü... Deja-vu yeni albüm kayıtlarına başladı ve 2007 yılında ''Aşk Nereye Kadar'' isimli bir single parçaya çıkarmışlardır.

Cem Köksal Biyografi



Cem Köksal 3.7.1976’da İstanbul’da doğdu. Müziğe ilkokul çağında mandolin çalarak başladı. Çocukluğu anne ve babasının da etkisiyle 60’ların müziklerini dinleyerek geçen Cem’in mandolinden gitara geçişi 1987 yılına rastlar. 1991-1992 yıllarında Derya Yener’den aldığı teorik müzik dersleri müzikal gelişiminde önemli rol oynar. Bu sıralarda arkadaşlarıyla İstanbul Kadıköy’de bir bodrum katında müzik çalışmalarına devam etmekte, aynı zamanda okumakta olduğu Alman Lisesi’nde müzikal faaliyetlere katılmaktadır. Günün popüler rock grupları her ne kadar ilgisini çekse de bir süre sonra değişiklik arayışına girer ve büyük ölçüde Johann Sebastian Bach’ın “Air” inin etkisi ile müzikal görüşü ve üretkenliği farklı bir yönde gelişir. Artık klasik müzik Cem Köksal’ın hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Tercihlerini hep tonal modlardan yana kullanmaktadır ve Johann Sebastian Bach onun en büyük kahramanlarından biri olmuştur. Tam bu dönemde aldığı bir albüm müzikal görüşünü yeni bir senteze yönlendirir. Bu Yngwie J. Malmsteen’in “Odyssey” idir. Klasik müzik öğelerinin modern müzikle ölçülü bir şekilde harmanlanması, gitarın son limitlerinde kullanılması ve şarkıların akıp giden binlerce notaya ve çok kuvvetli sounda rağmen oldukça melodik olması onu derinden etkiler. Çalışmalarını gitar tekniğinde mükemmelleşmeye yönlendiren Cem Köksal, standart tekniklerde olduğu kadar alternatif tekniklerde de (Sweep Picking gibi) şaşırtıcı gitar yeteneğini sergilemeye başlar. Gitarın anatomisine merak salan Cem Köksal aylarca süren bir çalışmanın sonunda tümüyle kendi dizaynı olan (Shark) bir gitar yaratır (Kaynaklar: Make Your Own Electric Guitar by Melvyn Hiscock, Building Electric Guitars by Martin Koch). Müzikal olgunluğa eriştiğini hissettiğinde ilk albümünü üretmek için çalışmaya başlar. Beste ve düzenlemeleri yapmak, sözleri yazmak dışında albümü kendi kaydetmek istemekteydi. Bu tek kişinin altından kalkması zor gözüken bir yük olmakla beraber Cem Köksal’a göre istediği ürünü elde etmenin en iyi yoluydu. Çalışmalarına yine okuyarak başlar. İki yıl boyunca bulduğu kaynaklarla kendini eğitir. Stüdyo şemalarını çizer, kendine uygun ekipmanları tespit eder ve 2002 yılında kendine ait Stüdyo 29’u kurar. 2003 yılının Nisan ayında Sanat ve Marka ekibinin düzenlediği bir organizasyon olan Yngwie Malmsteen İstanbul ve Ankara konserleri vasıtası ile Yngwie Malmsteen ile tanışma fırsatı bulur ve albüm ile ilgili görüşlerini paylaşır. 2003 yılı içinde kayıtları tamamlanan albüm, “Set me Free!!” adını aldı ve müzik severlerin beğenisine sunuldu. 2005 yılına gelindiğinde Coca-Cola Soundwave turnesinde 150.000 kadar üniversite öğrencisiyle buluşan Cem Köksal,gösterdiği performansıyla büyük ilgi topladı. 2006 yılına gelindiğinde 11 ili kapsayan bir turnede,Deep Purple ve Rainbow gibi grupların solistliğini yapmış ünlü sanatçı Joe Lynn Turner ile 2006 yılı için planladığı Cem Köksal-Joe Lynn Turner projesi kapsamında tekrar hayranlarının karşısına çıktı.200.000 civarında dinleyicisiyle buluşup,Projenin Bursa ayağında 35.000 kişinin karşısında muhteşem bir şov sergilediler. Eşsiz bir sahne performansı ve kitleyicisi toplayan Cem Köksal,bu projede yer alan sahne performansı ürünü olan bir LİVE DVD ve Cd yi 27 Şubat 2007'de piyasaya sürdü.. Cem Köksal 2.ci solo albümü "Siyah Beyaz Masallar" ı farklı bir konseptte 2007 Mayıs ayında müzik piyayasına sürdü.Albümde parçalara Şenya Lambaoğlu vokal yaptı.